Türkiye’de milyonlarca insan yıllarca çalıştı. Kimi fabrikalarda, kimi madenlerde, kimi hastanelerde, kimi kamu kurumlarında, kimi de basın sektöründe gece gündüz demeden emek verdi. Hayatlarının en verimli yıllarını ülkenin üretimine, ekonomisine ve sosyal yapısına katkı sunarak geçirdiler. Ancak bugün gelinen noktada emeklilik sistemi, birçok vatandaş için bir güvence olmaktan çıkıp adeta çözülemeyen bir mağduriyetler yumağına dönüşmüş durumda.
Özellikle son yıllarda emeklilik hakkı elde etmesine rağmen hak ettiği maaşı alamayan, yıllarca çalıştığı halde eksik prim yatırıldığı için emeklilik hayalini ertelemek zorunda kalan veya aynı çalışma süresine sahip olmasına rağmen komşusundan, arkadaşından hatta aynı iş yerinde çalıştığı meslektaşından çok daha düşük maaş alan milyonlarca vatandaş ciddi bir adalet sorunu ile karşı karşıya bulunuyor.
Sorunun temelinde yalnızca ekonomik kriz veya bütçe dengeleri yoktur. Asıl mesele, yıllar boyunca denetimsiz bırakılan çalışma hayatı ve çalışanların sosyal güvenlik haklarının yeterince korunamamış olmasıdır. Özellikle özel sektörde on binlerce işverenin çalışanlarını yıllarca düşük ücret üzerinden sigortalı göstermesi veya eksik gün bildirmesi, bugün milyonlarca emeklinin maaşında kalıcı kayıplara yol açmıştır.
Bir vatandaş düşünün. Yirmi yıl boyunca aynı iş yerinde çalışıyor. Fakat işveren tarafından asgari ücret üzerinden sigortalı gösteriliyor. Gerçekte aldığı ücret farklı olsa bile sistem kayıtlarına giren rakam düşük olduğu için emeklilik zamanı geldiğinde karşısına düşük maaş çıkıyor. Çalışırken ses çıkaramayan, işini kaybetmekten korkan çalışanlar ise yıllar sonra bu bedeli ağır şekilde ödüyor.
Daha da çarpıcı olanı ise aynı süre çalışan iki emekli arasındaki maaş farklarıdır. Bugün Türkiye’de benzer çalışma geçmişine sahip emekliler arasında binlerce liralık gelir farklılıkları oluşabilmektedir. Emeklilik tarihi, güncelleme katsayıları, prim hesaplama yöntemleri ve yıllar içinde değişen yasal düzenlemeler nedeniyle aynı emeğin farklı karşılık bulduğu bir sistem ortaya çıkmıştır.
Bu durum yalnızca ekonomik bir problem değildir. Aynı zamanda toplumsal adalet meselesidir. Çünkü emeklilik, insanların çalışma hayatı boyunca devlete ve sisteme duyduğu güvenin karşılığıdır. Bir kişi kırk yıl boyunca prim ödeyip emekli olduğunda yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyorsa burada yalnızca bireysel değil, yapısal bir sorun vardır.
Türkiye’nin artık emeklilik sistemini yalnızca maliyet hesabıyla değil, sosyal adalet perspektifiyle değerlendirmesi gerekiyor. Eksik prim mağdurlarının dosyaları yeniden incelenmeli, geçmiş dönemlerde yaşanan kayıt dışı uygulamaların mağduriyetleri giderilmeli ve emekli maaşları arasındaki uçurumları azaltacak kalıcı reformlar hayata geçirilmelidir.
Çünkü emeklilik bir lütuf değildir. Emeklilik, yıllarca alın teri döken insanların kazanılmış hakkıdır.
Bugün milyonlarca emekli yalnızca daha yüksek maaş istemiyor. Aslında talep edilen şey çok daha basit: Eşit emek karşısında eşit hak, eşit yaşam ve eşit adalet.
Emekliliğin adı huzur olmalıdır. Mağduriyet değil.
Ve unutulmamalıdır ki bir ülkenin emeklilerine verdiği değer, gelecekte çalışan kuşaklara verdiği mesajdır. Eğer emek ödüllendirilmiyorsa, toplumun adalet duygusu da zamanla aşınmaya başlar. İşte bu nedenle emeklilerin sesi yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir.
Bu içerik konuk yazar tarafından hazırlanmıştır. Yazıda yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve emekliyim.net’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.
