Bir zamanlar emeklinin gözü yazlıktaydı. Denizi görsün yeterdi. Görmese de olurdu; dolmuşla on dakikada denize insin, o da yeterdi. Şimdi emeklinin gözü sınırın ötesinde. Bulgaristan’a bakıyor. Portekiz’e bakıyor. Tayland’a, Panama’ya, Karadağ’a bakıyor.
Kendi mahallesindeki kirayı görünce dünyaya açılıyor insan. Telefonu eline alıyor, videoyu başlatıyor. Bir vatandaş palmiye ağacının altında kahve içiyor: “Burada emekli maaşıyla krallar gibi yaşarsınız.” Kral yine biziz. Ne hikmetse sarayın kirasını kimse söylemiyor.
Sağlık sigortası görünmüyor. Oturum harcı görünmüyor. Kışın nemden şişen duvar görünmüyor. Türkiye’ye acil dönüş bileti zaten kameraya hiç girmiyor. Kamera denizi çekiyor. Hayat kadrajın dışında kalıyor. Şimdi yanlış anlaşılmasın. Emekli insan neden ömrünün kalan kısmını daha sakin, daha güvenli, daha sıcak bir yerde geçirmesin? Neden sabah korna sesiyle değil, kuş sesiyle uyanmasın?
Neden maaşının tamamını kiraya, aidata, doğal gaza vermek yerine küçük bir sahil kasabasında nefes almaya çalışmasın? Gitsin. Görsün. Beğenirse yaşasın. İnsan dünyaya bir kere geliyor diye gençlere söyleyip duruyoruz da emekliye gelince niye evde oturmasını bekliyoruz?
“Ev satın almakla o ülkede yaşama hakkı kazanmak aynı şey değil”
Emeklinin de hayali olur. Emeklinin de yeni bir hayata hakkı olur. Ama hayal başka, havale başka. İnsan hayal kurarken para kaybetmez. Kapora gönderirken kaybeder. Bizim insanın yurt dışı macerası çoğu zaman ev ilanıyla başlıyor. “Bak hanım, iki oda bir salon.” “Denize de yakınmış.” “Havuzu da varmış.” “Bizim buradaki evin yarı fiyatı.”
İyi de kardeşim, sen o ülkede hangi hakla kalacaksın? Turist olarak mı? Emekli oturumuyla mı? Düzenli gelir üzerinden mi? Ev alarak mı? Banka hesabında para tutarak mı? Cevap yok ama balkon güzel. Biz balkonu buluyoruz. Devlet bizi bulamıyor. Çünkü bir ülkede ev satın almakla o ülkede yaşama hakkı kazanmak aynı şey değildir. Tapu başka kapıdır.
Oturum başka kapı. Vatandaşlık ise karşı apartmandadır. Biz hepsini aynı anahtarla açmaya çalışıyoruz. Sonra anahtar dönmeyince danışmana kızıyoruz. Oysa sorun anahtarda değil, kapıda. Yurt dışına yerleşmenin ilk kuralı ev aramak değildir. Önce sizin kim olduğunuzu ve hangi oturum yoluna uyduğunuzu anlamaktır.
Bazı ülkeler emekliye özel program açar. “Şu kadar düzenli emekli aylığını göster, şu belgeleri getir, başvurunu değerlendireyim” der. Bazısı emekli olmanıza değil, düzenli gelirinize bakar. Bazısı banka hesabında birikim ister. Bazısı hem gelir hem mevduat ister. Bazısı sağlık sigortasını öne koyar. Bazısı yaşı sorar. Bazısı da evinizi alır, size yalnızca güzel günlerde oturabileceğiniz bir anahtar verir. Oturumu vermez.
Bu yüzden “Gider, başvurur, alırım” cümlesi yurt dışı işlerinin en pahalı cümlelerinden biridir. Gidersiniz. Başvurursunuz. Alamayabilirsiniz. Çünkü oturum izni emekli ikramiyesi değildir. Devletin takdir ettiği hukuki bir statüdür.
“Dosyaya bir belge eksik koyarsınız, aylarınızı geri alamazsınız”
Belgeleriniz doğru olacak. Geliriniz yeterli olacak. Paranın kaynağı açıklanacak. Sağlık sigortası kabul edilecek. Konutunuz uygun olacak. Adli siciliniz, tercümeleriniz, apostilleriniz, tarihleriniz birbirini tutacak.
Siz bir kâğıdı önemsiz sanırsınız. Dosyadaki memur bütün dosyayı o kâğıttan okur. İşte bu nedenle emekli, yurt dışına giderken yalnız bavul hazırlamamalı. Dosya hazırlamalı. Bavula iki gömlek eksik koyarsınız, oradan alırsınız. Dosyaya bir belge eksik koyarsınız, aylarınızı geri alamazsınız.
Bir de para hesabımız var. Biz hesabı şöyle yapıyoruz: “Maaşım şu kadar.” “Orada kira bu kadar.” “Geriye de şu kalıyor.” Tamamdır. Hayat kurulmuştur. Elektrik? Sonra bakarız. Sağlık sigortası? Bir şey buluruz. İlaç? Orada da eczane vardır. Türkiye’ye uçak bileti? Zaten yılda bir geliriz. İnsan kendini kandırırken matematik bile yardım ediyor. Oysa yurt dışındaki gider yalnız kira değildir. İlk kira vardır. Depozito vardır. Bazen iki veya üç aylık güvence vardır. Emlakçı komisyonu vardır. Tercüme vardır. Apostil vardır. Başvuru ücreti vardır. Sağlık sigortası vardır. Evde eksik çıkan yatak, tencere, perde, ısıtıcı vardır.
“Kışın ısınmıyorsa o ev ucuz değildir”
Bir de ilk gece vardır. İlk gece insan her şeyi eksik görür. İkinci ay her şeyi pahalı görür. Üçüncü ay memleketi özler. Dördüncü ay kararını verir. Bu yüzden emekli, başka ülkeye yerleşirken yalnız maaşına güvenmemelidir. Kenarda ayrı parası olmalıdır. Günlük harcamaya dokunmayacağı bir para. Hastalık olursa, ev sahibi sözleşmeyi yenilemezse, kur yükselirse, acilen Türkiye’ye dönmek gerekirse… Çünkü yabancı ülkede insanın akrabası uzaktadır. Yedek parası yakındadır. Bir de sağlık var. Genç insan ülke seçerken gece hayatına bakar. Emekli nöbetçi eczaneye bakmalıdır.
Genç insan denize kaç dakika olduğunu sorar. Emekli hastaneye kaç dakika olduğunu sormalıdır. Bunda ayıp yok. Gerçek var. İnsanın yaşı ilerledikçe manzaranın yanına bir de asansör gerekir. Sahil güzeldir ama dördüncü katta asansör yoksa deniz aşağıda, siz yukarıda kalırsınız.
Ucuz ev güzeldir ama kışın ısınmıyorsa o ev ucuz değildir. Sessiz kasaba güzeldir ama ocak ayında bütün dükkânlar kapalıysa o sessizlik huzur değil, terk edilmişliktir.
İnsan bazen kalabalıktan kaçar. Sonra konuşacak bir insan arar. Yalnızlığın faturası gelmez. Ama insan onu her akşam öder. Bu yüzden ülke seçimi yalnız para hesabıyla yapılmaz. Eşiniz istiyor mu? Dil öğrenmeye niyetiniz var mı? Çocuklardan ve torunlardan uzak kalmaya dayanabilecek misiniz? Araba kullanmadan yaşayabilecek misiniz? Kullandığınız ilaç orada bulunuyor mu? Türkiye’ye dönerken iki aktarma mı yapacaksınız?
“Huzur ararken uluslararası apartman yöneticisi olursunuz”
Bunlar küçük sorular değildir. Yeni hayatın kolonlarıdır. Kolonu yanlış koyarsanız balkonun güzelliği kurtarmaz. Gelelim ev alma meselesine. Bizim insan tapuyu sever. Tapuyu alınca ayağının yere bastığını düşünür. Yabancı ülkede de ilk işi ev almak olur.
“Kiraya vereceğime kendi evime veririm.” Güzel söz. Ama önce o ülkede bir kış geçir. Bir yağmur gör. Bir hastaneye git. Bir devlet dairesinin kapısında bekle. Bir komşuyla anlaşmaya çalış. Kombi bozulduğunda ustanın gelip gelmediğini gör. Sonra tapuya bakarsın.
Ülkeyi sevmeden ev alma. Şehri tanımadan mahalle seçme. Oturum yolunu netleştirmeden kapora gönderme. Çünkü beğenmediğiniz ülkeden valizle dönersiniz.
Aldığınız ev valize sığmaz. Ev orada kalır. Siz burada kiracısıyla, aidatıyla, vergisiyle, çatısıyla uğraşırsınız. Huzur ararken uluslararası apartman yöneticisi olursunuz.
Uzman önemli
Bu noktada güvenilir bir hukuk bürosuyla çalışmanın önemi ortaya çıkıyor. “Ben okurum, kendim yaparım” diyen yapabilir. Kimseye yasak değil. Ama insan kendi dişini de çekebilir.
Mesele çekip çekememesi değil, sonrasında ne olacağıdır. Emekli insan yılların birikimini başka ülkeye taşıyor. Yanlış vizeye başvurursa zaman kaybeder. Yanlış sözleşmeye imza atarsa para kaybeder.
Yanlış kişiye vekâlet verirse evini bile kaybedebilir. Vergi meselesini düşünmezse iki ülkenin kapısında hesap vermek zorunda kalabilir. Böyle bir işte Türkiye’de güvenilir bir hukuk bürosu, önce sizi dinlemelidir.
Ne kadar geliriniz var? Türkiye’de kalan malınız mülkünüz ne olacak? Emekli aylığınız nasıl belgelenecek? Eşiniz sizinle mi gidecek? Çocuklara vekâlet verilecek mi? Hedef ülkede hangi yol size uygun? Sonra hedef ülkedeki lisanslı avukat veya yetkili uzmanla birlikte dosyayı yürütmelidir.
Türkiye’deki hukukçu sizin arkanızı toplar. Yabancı ülkedeki hukukçu önünüzü açar. İkisi konuşmuyorsa siz ortada kalırsınız. Ama burada da gözünüzü açacaksınız. Her danışman hukukçu değildir.
Her emlakçı göç uzmanı değildir.Her “Biz hallederiz” diyen bir şey halledemez. Bazıları yalnız paranızı halleder. Size “Yüzde yüz oturum” diyen kişiden uzak durun.
Devletin vereceği karara yüzde yüz garanti veren ya devletin sahibidir ya da sizin paranızın peşindedir. Ciddi hukukçu “Kesin alırsınız” demez. “Şartlarınız şunlar, riskleriniz bunlar” der. Ücretini yazılı söyler. Neyi yapacağını yazar.
Tercümenin, yerel avukatın, itirazın ve ev sözleşmesinin fiyata dâhil olup olmadığını açıklar. İyi hukukçu hayalinizi bozmaz. Hayalin içindeki çukuru gösterir. Siz yine yürürsünüz. Ama düşmezsiniz. Yurt dışında emeklilik mümkündür. Hem de bazı insanlar için çok güzel mümkündür. Daha sakin yaşanır. Daha güvenli yaşanır. Belki daha ucuza yaşanır. Ama her ucuz ülke size göre değildir. Her emekli programı da her emekliye göre değildir.
“Dosya ağır olmalıdır”
Bu yazı dizisinde önce komşu ülkelere bakacağız. Sonra Avrupa Birliği ülkelerine… Ardından Uzakdoğu’ya. Son olarak emekliye gerçekten özel kapılar açan Karayipler, Orta ve Güney Amerika ülkelerine…
Hangisi yakın? Hangisi ucuz? Hangisi sağlıkta güçlü? Hangisi oturumda kolay görünüp uygulamada zor? Hangisinde emekli maaşı yeter? Hangisinde birikim gerekir?
Ama ilk hükmümüzü şimdiden verelim: Emekli, yurt dışına giderken eski aklını Türkiye’de bırakmamalıdır. Önce oturum yolunu araştırmalı. Sonra bütçesini çıkarmalı. Türkiye’de güvenilir bir hukuk bürosuyla dosyasını kontrol ettirmeli.
Hedef ülkeyi yerinde görmeli. Önce kirada yaşamalı. Tapuyu en sona bırakmalı. Çünkü bu yaştan sonra aceleye gerek yoktur. Zaman azalmış olabilir. Ama insanın birikimi de az değildir. Emeklinin bavulu hafif olabilir. Dosyası ağır olmalıdır.


